Ben’i Unutmamaya Kararlıyım

Ben beni unutmamaya kararlıyım.

Bazen kendimden koptuğumu hissediyorum; evet. Ama o kopuş artık “kayıp” değil, bir sinyal. İçimde bir yer, hemen çalıyor: “Geri dön.” Ben de dönüyorum. Çünkü en vazgeçilmezim olana dönüyorum. Kendime.

Kendime dönmek… benim için romantik bir cümle değil; bir hayatta kalma disiplini. İnsan bazen kendi içinden dışarı savruluyor. Bazen bir bakışın içinde, bazen bir susuşun gölgesinde, bazen sevdiği birinin yanında bile… kendini kaybedebiliyor. Ben kaybettiğim ânı fark ettiğimde, kendimi kendime getirmeye çalışıyorum.

Çünkü ben artık şunu biliyorum:

Beni ben toparlamazsam, kimse toparlamıyor.

Eşik’in yanındayım. Virgül. Sonrası yok. Öncesini de bilmiyorum henüz. Şimdi var. Bir anlık şimdi. Hayat gibi.

Bu konuya çok girmek istemiyorum. Çünkü bazı şeyler önce konuşulmaz; önce sindirilir. Bazı durumların dili, kelime değil. Sis gibi… Pus gibi… Duman gibi… Her şey bulanık. Görmüyorum. “Her şey olacağına varır. Önünde sonunda varır.” diyorum.

Ama “ben” bulanık değil.

İşte bu, şaşırtıcı. Hayatın bazı alanları puslu olabilir; hatta çok puslu… Ama ben, içerideki “ben”i kaybetmiyorum. İçimde inanılmaz bir güç ve enerji var: var olmak için, var kılmak için. Kendimi yeniden kurmak için. Potansiyelimi ortaya dökmek için.

Bu güç bazen bir duygu gibi gelmiyor. Bazen bir kas gibi geliyor. Çalıştırdıkça güçlenen bir kas. Ve ben onu çalıştırıyorum.

Çünkü ben kendime verdiğim sözleri tutmak konusunda kararlıyım.

Mesela psikoloji okumak.

Bu cümleye bir hedef cümlesi gibi değil, bir kimlik cümlesi gibi bakıyorum. Sanki “okuyacağım” değil de “olacağım.” Sanki “kazanırsam” değil de “döneceğim.” Çünkü benim için psikoloji okumak, yalnızca bir bölüm değil; kendime verdiğim bir iade sözleşmesi. Kendime dönüşümün eğitimli hâli. Merakımın bir omurgaya kavuşması.

Vazgeçmeyeceğim ben “ben”den.

Hatta daha doğrusu: Bütün “ben”lerden vazgeçmeyeceğim.

Çünkü kendimi tanıdıkça fark ediyorum —içimde ne çok “ben” varmış. Bir “ben” gülerken, başka bir “ben” temkinli. Bir “ben” atılmak istiyor, bir “ben” geri çekiliyor. Bir “ben” çok seviyor, bir “ben” sınır koymak istiyor. Bir “ben” çocuk gibi kırılgan, bir “ben” yetişkin gibi net. Ve ben… hepsini birden taşıyorum.

Eskiden bu kalabalığı “dağınıklık” sanırdım.

Şimdi anlıyorum: Bu kalabalık benim zenginliğim.

Ben o “ben”lere meraklanıyorum. Onların derinliklerine inmeye, onları keşfetmeye, onları birbirine düşman etmeden yan yana oturtmaya…

Çünkü ben kendime inanmaya hâlâ varım.

Dün de bugün de.

Belki dışarısı sisli. Belki bazı yollar kapalı. Belki “Ne olacak?” sorusu hâlâ havada asılı. Ama ben artık şunu öğreniyorum: Netlik her zaman dışarıdan gelmez. Bazen netliği insan kendi içinde üretir.

Benim netliğim şu:

Ben kendimi bırakmayacağım.

Ben kendimi unutmayacağım.

Ben, en vazgeçilmezime sadık kalacağım.

Ve bu sadakat, diğer epey değerli şeylerden bile önce bana ait.

Bugün kendime şunu söylüyorum:

Ben buradayım.

Ben varım.

Ben… beni seçiyorum.


Bir Cevap Yazın

İç Hava Raporu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin