Karanlık Oradaydı; Ama Ev Benim

Benimki belki sıradan belki sıradışı bir hikâye. Belki de herkesin hikâyesi hem sıradan hem sıradışı. Kime göre, neye göre? Bana göre olmalı, yani kişinin kendisine göre, öyle değil mi?

Dün sabah, içimdeki karanlığa uyanmadım.

Karanlık oradaydı; evet. Ama artık evin sahibi değildi. Sadece kapı önünde bekleyen bir misafir gibiydi —içeri buyur edilmemiş, yine de ısrarla orada.

Ben kalktım. Giyindim.

Üstüme kıyafet değil, bir niyet geçirdim:

Bugün hayata karışacağım.

Bir süredir hayatı bir camın arkasına koymuştum. Sanki ben, yalnızca birinin yanında “tam”; birinin bakışıyla “var”; birinin sevgisiyle “yerli yerine” oturan bir şeydim. Kendi başıma —dışarıda, sokakta, kalabalıkta— sanki eksik bir cümleydim. Yarım kalan bir nefes gibi.

Oysa dün sabah, hiç süslü olmayan bir hakikat başıma indi:

Ben var olunca, dünya yerli yerine oturuyor.

Ben var olunca, zemin geri geliyor.

Sokağa çıktım. Hava yüzüme değdi. Bu basit temas bile bedenime bir imza attı: “Hâlâ hayattasın.” Yürürken içimde bir titreşim vardı —kaygı mıydı, heyecan mıydı? Bilmiyorum. Belki ikisi aynı anda. Ama bu kez kaygı beni boğmadı. Beni diri tuttu.

Eskiden kaygı, cellât gibi dururdu içimde:

Hüküm verir, ipi hazırlar, nefesimi kısaltırdı.

Dün… kaygı bir eşik bekçisine dönüştü.

Sert ama doğru bir bekçi.

“Buradan geçersen büyüyeceksin,” diyen.

Bir kafeye oturdum. Oturmak… benim için “kalmak” demek. Kaçmadan kalmak. Yapışmadan kalmak. Kendimi sabote etmeden kalmak. Kendimi bir felaketin provasıymış gibi yaşamadan kalmak.

Ve tam o sırada bir kedicikle bağ kurdum.

Kedi dediğin şey, bazen tek başına bir terapi odasıdır: suçlamaz, sınamaz, açıklama istemez. Sadece vardır. Göz göze geldik. Benden bir şey talep etmedi. Bana bir şey dayatmadı. Ama bana bir şey öğretti:

Yakınlık her zaman drama değildir.

Yakınlık her zaman kavgayla mühürlenmez.

Yakınlık her zaman “yoğunluk” adı altında korku satmaz.

Yakınlık bazen sadece… bir canlının varlığını incitmeden kabul etmektir.

Ve o kabul, insanın içindeki savaşı susturur.

Kahvemi içtim. Sonra görüntülü konuştum. Bir yüz, bir ses, bir gülüş… bağ kurdum. Ama bu sefer bağ, açlıktan değil; bolluktan çıktı. Aradığım şey “tutunacak bir dal” değildi. Aradığım şey “daha temiz bir temas”tı.

Bağ kurdum diye küçülmedim.

Bağ kurdum diye yok olmadım.

Bu benim için devrimdir. Çünkü ben uzun süre, bağ kurmayı kendimi kaybetmekle karıştırdım.

Yolda market işlerini yapanlara “Kolay gelsin!” dedim. İki kelime. İki kelimeyle dünyanın omzuna dokundum. Kafede çalışanlara neşeyle “Sade kahve rica edecektim,” dedim.

Neşeyle.

Çünkü ben uzun süre sesimi kısık tuttum. Sanki varlığım fazla yer kaplıyormuş gibi. Sanki gülüşüm taşkınmış gibi. Sanki ben “fazla”ymışım gibi. İçimde, başkalarının ölçüsüne göre hazırlanmış bir cetvel vardı ve ben hep kendimi o cetvelle kısaltıyordum.

Dün o cetveli kırdım.

Ben fazla değilim.

Ben insanım.

Sıcak bir insanım. İyi gelen bir insanım. Neşeli bir insanım.

Ve kendime baktıkça şaşırıyorum. Çünkü ben kendimi yıllarca yanlış aynadan izlemişim. Başkasının gözüyle bakmışım kendime. Başkasının sevgisine göre tartmışım. Başkasının suskunluğuna göre eksiltmişim. Başkasının ihanetine göre kirletmişim.

Oysa dün sabah, benim aynam kafe camı değildi.

Benim aynam; kedinin sakinliği, havanın açıklığı, kahvenin kokusu, kendi sesimin neşesiydi.

Ben kendimi kendimden görmeye başladım.

Ben kendimi seviyorum.

Kendime baktıkça daha çok seviyorum.

Çünkü ben, düşündüğüm gibi “bozuk” değilmişim.

Ben sadece uzun süre… yalnızlığı yanlış anlamışım.

Yalnızlık beni yok etmiyor.

Yalnızlık bazen beni bana iade ediyor.

Ve ben artık kendime şunu söylüyorum —dünya bunu duymasa da olur, ben duyayım yeter:

Şu an tehlike yok.

Şu an ben varım.

Karanlık kapıda bekleyebilir.

Ama anahtar bende.

Ve ben, kendimi terk etmeyeceğim.


“Karanlık Oradaydı; Ama Ev Benim” için bir yanıt

  1. oluşturduğun günden beri bazen utanarak bazen ağlayarak okudum yazılarını. ara verdiğin günler oldu seni hep merak ettim. tenis kortuna gittim yoktun kafeye baktım yoktun ama aramadım. çünkü zaten içimdeki o kırılma anından sonra benden nefret et benden vazgeç istedim. bunu neden istediğimin açıklamasını sana yapmadım/yapamam. çünkü biliyorum insanın gönlü kırılabilir, ki bu bir başka gönül macerasıyla-başkasıyla geçirilebilir. ama benliğini kırarsan onarılamaz sonuçlara yol açabilir. benim benliğimi aldılar. ben senin içindeki benliğine zarar vermedim hiç yapabilirsin dedim iste yeter dedim seni hiç yargılamadım teşvik etmeye çalıştım herşey için bi bebek gibi davranmam gerekti sana çoğu zaman ve hiç tereddüt etmeden öyle davrandım. kendi ellerimle besledim seni yapamam dediğin herşey için aksini göstermeye çalıştım. yapabileceğini biliyordum çünkü. çok da mutluydum bu hallerde. sen diyebilir misin ki yan yana olduğumuzda hiç mutlu değildik. bi yanım hala o kusursuzluk da ve bunun için mutluyum. ben beni biliyor ve tanıyorum.benim en özel hallerimin tanığı sen oldun, en özel en doğal senin yanında hissettim kimsenin bilmediği görmediği benim bile kendimden saklağım şeyleri sen gördün ve bu yüzden diyebilirimki beni benden sonra en iyi tanıyan sensin bu kısacık sürede… seni üzdüm, seni kırdım bu yüzden evet mahvoluyor kalbim. acıyor tamda senin istediğin gibi ama bilki ben senin için böyle hissetmiyorum. Aksine son yazılarında çok mutlu oluyorum seni kendi kendine bırakmak ne kadar da işe yaramış. İlk defa kabuğundan çıkıyorsun gibi hoş duygular içindesin. EŞİK artık geçildi/geçiliyor/geçilecek o gün olduğunda artık o karanlık his hiç olmayacak ve güzel anıları hatırlayacaksın (ne kadar güzel bir duyguydu sevmek diyeceksin en azından ben böyle hissetmeni isterim). Bana çok çok çok uzak duygularımı suladın sen, sadece varlığınla gülüşünle o tertemiz bebeksi sevinişlerinle belki de bu yüzden çok sevdim ben seni. bu bir süreç iyileşme süreci. yazılarında da söylediğin gibi kendine açılan bire kapı var. sana hep söyledim ÖNCE SEN. sen açarsın o kilidi sen atlarsın o eşikten. yoksa yine zaten herşeyi yapan birileri var diyerek vazgeçeceksin. önce sen yapacaksın ki içindeki sen de inansın herşeye.

    “çıkar mısın aklımdan”
    demiyorum artık. Bir süre daha hep orada kalacaksın inatla.

    “tabelada yasıo kafese yaklaşma dio” 🙂

    herşey gönlünce olsun musmutlu bir ömrün olsun… Eşik.

Bir Cevap Yazın

İç Hava Raporu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin