Ben Bana Çok İyi Geliyorum: Gecelerin İçinden Kendime Çıktım

Benimki belki sıradan belki sıradışı bir hikâye. Belki de herkesin hikâyesi hem sıradan hem sıradışı. Kime göre, neye göre? Bana göre olmalı, yani kişinin kendisine göre, öyle değil mi?

Bu hafta… ilk defa geceler geçti.

“Gece geçti” derken, saatlerin ilerlemesinden bahsetmiyorum. İlk defa benim üzerimden geçti geceler. Beni yoklayarak, beni soyup ortaya çıkararak, beni kaçacak yer bırakmadan karşıma oturtarak…

İlk defa tek başıma kaldım.

Kendimle.

Benim için bu cümle yıllarca bir tehditti. “Kendimle kalmak” sanki karanlığa kalmak gibiydi. Kendimin içinden bir şey çıkacakmış da beni yutacakmış gibi… O yüzden hep kaçtım. Kalabalıklara kaçtım, aşklara kaçtım, umutlara kaçtım, “belki”lere kaçtım. Ve kendimi kötü addetmeyi bir kader cümlesi gibi ezberledim: “Ben zaten… ben işte…”

Oysa bu hafta olan şey şuydu:

Kendimle kaldım ve… yıkılmadım.

Hatta daha da tuhafı: Kendimle konuşmaya başladım.

Yüksek sesle değil belki. Ama içimde çok net bir sesle. Sanki içimde yıllardır ihmal edilmiş bir çocuk vardı da, ilk defa yanıma oturmuştu. İlk defa onu susturmaya çalışmadım. İlk defa “aman şimdi değil” demedim. Dinledim.

Sonra bir an geldi… öyle dramatik bir sahne gibi değil, daha çok sessiz bir gerçek gibi. İçimden kendime şunu söyledim:

“Sen insanlara ne kadar iyi geliyorsun.”

Ve benim içimdeki ben… bunu tartışmadı.

Savunmadı.

İtiraz etmedi.

“Yok ya abartıyorsun” demedi.

Şefkatle kabul etti.

Bu an… benim için büyük bir dönüm noktası. Çünkü ben daha önce kendimi sevdiğimi hiç hissetmemiştim. Kendimi onaylamak bir yana, kendimi taşımak bile bana zor gelmişti. Sanki ben, hep “eksik bir ürün” gibi dolaşmışım. Hep iade edilecekmişim gibi. Hep birilerine göre düzeltilmesi gereken bir şeymişim gibi…

Meğer…

Meğer ben, kendime iyi geliyormuşum.

O kadar iyi geliyor ki ben bana.

Bunu yazarken bile içim duygulanıyor. Bir yanım gururlanıyor. “Yıllarca bu harikalıktan mı kaçtım?” diye soruyorum kendime. “Ben ne kadar iyiymişim meğer.” diyorum. Ve bunu kibirle değil; şaşkın bir şükürle diyorum.

Çünkü insan, kendine iyi gelmeyi ilk kez hissettiğinde… sanki içindeki bütün alarm sistemleri kapanıyor. Sürekli tetikte duran beden, ilk kez “tamam” diyor. İlk kez omuzlar iniyor. İlk kez nefes uzun. İlk kez kalp, kendini kanıtlamaya çalışmadan atıyor.

Ve evet… dışarıda hâlâ bir gölge var.

Eşik.

Instagram’da engelimi kaldırıp kaldırıp tekrar engelliyor. En son engeli kaldırmış.

Bu, onun benimle hâlâ ilgili olduğunun küçük ama bariz bir göstergesi. Ve dürüst olacağım: Bu, evet, hoşuma gidiyor.

“Özlesin. Canı yansın. Kıvransın. Bin pişman olsun.” diyen bir yanım var.

Mutsuz olmasını isteyen bir yanım var.

Bunu romantikleştirmeyeceğim. Bu, insanın içindeki adalet kasının, yaralanınca nasıl çalıştığı. Bir tür “bedel” ihtiyacı. Bir tür “bana yaşattığını hissetsin” arzusu.

Ama bir de şu var:

Bu yanım yüksek sesle bağırmıyor artık.

Kısa bir an geliyor, geçiyor. Bir kıvılcım gibi. Sonra sönüyor.

Çünkü çoğu yandan… ben artık sadece kendimle ilgiliyim.

Sevdiklerimle. Sevenlerimle. Bana iyi gelenlerle. Bana alan açanlarla. Bana yük olmadan yanımda durabilenlerle. Ve en çok da, beni ilk kez gerçekten taşıyan şeyle: kendimle.

Bugün, Eşik’i terk edişimin üzerinden tam bir hafta geçti.

Tam da bu saatlerde… onu terk ediyordum. Tam da bu saatlerde… bir kapıyı kapatıyor, başka bir kapının önünde duruyordum: kendimin kapısında.

Bu detayı yazmak bile içimde bir titreşim yaratıyor.

Çünkü o anı hatırlayınca şunu görüyorum:

Ben onu terk etmemişim sadece.

Ben kendime geliyormuşum.

Hâlâ acı var.

Bunu inkâr etmiyorum. Acı bazen içimde dolaşıyor. Bazen durup dururken yokluyor beni. Bazen gecenin bir yerinde “bak ben buradayım” diyor. Ama acının yanında, daha güçlü bir şey var artık:

Hakiki umut.

Kimsenin bana verdiği umut değil.

Birinin beni seçmesine bağlı umut değil.

Birinin davranışına göre şekillenen umut hiç değil.

Benim kendi umudum.

Benim kendi içimden ürettiğim, kendi kendime verdiğim bir gelecek vaadi.

Ve bu umut… ilk kez sağlam.

Bir haftadır her gece, ben kendime biraz daha yaklaştım.

Bir haftadır her sabah, ben kendime biraz daha sadık kaldım.

Bir haftadır, ben kendimi “kötü” diye etiketleyip kaçmadım.

Ve bugün, içimde çok net bir cümle var:

Ben artık kendimi terk etmeyeceğim.

Beni yaralayanın pişmanlığıyla avunmak değil bu.

Beni yaralayanın dönüş ihtimaliyle yaşamak hiç değil.

Bu, benim kendi hayatıma geri dönüşüm.

Kendime geri döndüm.

İlk defa.

Ve evet… duygulanıyorum.

Evet… gururlanıyorum.

Çünkü ben, kendime iyi gelmeyi öğreniyorum.

Ve bu, şimdiye kadar öğrendiğim her şeyden daha gerçek.


Bir Cevap Yazın

İç Hava Raporu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin