Beklerken Kendimi Seçtim

Benimki belki sıradan belki sıradışı bir hikâye. Belki de herkesin hikâyesi hem sıradan hem sıradışı. Kime göre, neye göre? Bana göre olmalı, yani kişinin kendisine göre, öyle değil mi?

Bugün bekliyorum.

Bunu “birini beklemek” diye okuma. Bu, yalnızca saat dolduran bir bekleyiş değil. Bu, içimdeki iki ayrı iklimin aynı anda konuştuğu bir bekleyiş: Bir yanım aç. Bir yanım cıvıl cıvıl. Bir yanım ağrıyor. Bir yanım kıpır kıpır.

Ben bu hâli iyi tanıyorum.

İçimde aynı anda hem bir boşluk hem bir sevinç olabiliyor. Ve ikisi de haklı. Çünkü insan bazen “iyi” hissetmeyi, “yarası yokmuş gibi” sanıyor. Oysa iyilik bazen yarayla birlikte gelir. Yara durur. Ama iyilik, aradan bir yer bulur. Sızar. Üfler. Bir anlığına nefes açar.

Ben bugün bunu yaşıyorum.

Eşik’i bekliyorum. İşten dönmesini.

Onu beklerken içimde bir şey büyüyor. Bu, özlem gibi başlıyor; sonra bir şeye dönüşüyor: sanki ruhumun kapısı aralanıyor. Sanki bir ses, “geç” diyor. Bir ferahlık… tam anlamıyla ferahlık değil belki ama ferahlığın taklidi de değil. Gerçek bir nefes. Ağrı dinmiyor. Ama o, ağrının üzerine bir şey koyabiliyor: bir rüzgâr. Bir tül perde. Bir “dayan” cümlesi.

Ve ben kendime kızmıyorum artık.

Eskiden kızardım: “Niye bu kadar bağlısın?”

“Niye bu kadar özlüyorsun?”

“Niye bir insanın gelişi seni bu kadar etkiliyor?”

Şimdi daha dürüst bir yerden bakıyorum: Çünkü ben insanım. Çünkü ben seviyorum. Çünkü benim içimde hâlâ sevginin çalıştığı bir mekanizma var. Ve bu mekanizmanın çalışıyor olması—tüm acılara rağmen—utanç değil. Bu, hâlâ canlı olduğumun kanıtı.

Ama asıl mesele şu:

Ben beklerken yalnızca onu beklemiyorum.

Ben beklerken kendimi de bekliyorum.

Çünkü benim için beklemek, çoğu zaman tehlikeli bir şey oldu. Beklemek, zihnime “düşünme alanı” açtı. Ve ben o alanda bazen kendimi kaybettim. Senaryolar yazdım. Korkular ürettim. Bir cümleyi büyüttüm. Bir sessizliği felakete çevirdim. Beklemek, bende çoğu zaman “kontrol kaybı” demekti.

Bugün farklı bir şey oldu.

Bugün, o bekleyişin ortasında kendime dönebildim.

Küçük bir an. Dışarıdan bakınca önemsiz. Ama benim içimde bir devrim kadar kıymetli:

İçim kıpır kıpır.

İçim açıyor.

Ağrı orada.

Özlem orada.

Ama ben yine de… bir saniyeliğine bile olsa… kendime döndüm.

Ve kendime şunu söyledim:

“Ben kendi sevdiğim şeylerle ilgileneceğim.”

Bu cümle, benim dünyamda basit bir motivasyon cümlesi değil. Bu cümle, bir sınır. Bir yön. Bir seçim. Çünkü ben yıllarca sevdiğim şeyleri bile birinin gölgesinden yaşadım. Sevdiğim şeyler, “vakit kalırsa” oldu. Sevdiğim şeyler, “o iyi olursa” oldu. Sevdiğim şeyler, “ortam uygunsa” oldu.

Bugün ilk kez, sevdiğim şeyleri… kendime ait bir alan gibi hissettim.

Bu alanın içinde şunlar var:

Sessizlik.

Yazmak.

Kendime iyi gelen küçük ritüeller.

Düşüncelerimi toparlayan basit işler.

Belki korta gitmek.

Belki bir kahve.

Belki bir sayfa okumak.

Belki bir cümle yazmak.

Büyük hedefler değil. Büyük kararlar değil.

Ama benim için çok büyük bir şey:

Kendimi, bekleyişin rehinliğinden kurtarmak.

Ben Eşik’i seviyorum, evet.

Bazen o sevgi, içimi cıvıl cıvıl yapıyor. Bazen de o sevgi, içimdeki eski yaralara dokunuyor. Ve ikisi de aynı anda olabiliyor. İşte benim hayatımın gerçeği bu: İçimde mutluluk, acının yanına oturabiliyor.

Ağrı dinmiyor.

Ama ferahlık üflenebiliyor.

Ve ben bugün şunu anlıyorum:

Benim iyileşmem, birini daha az sevmek olmayacak.

Benim iyileşmem, birini severken kendimi yok etmemek olacak.

Beklemek var; ama beklerken kendime dönmek de var.

Özlemek var; ama özlerken kendimi unutmamak da var.

Sevmek var; ama severken kendime ait kalmak da var.

Bu yazı, o yüzden bir “bekleyiş yazısı” değil sadece.

Bu yazı, bir “kendime dönüş” yazısı.

Eşik kapıdan girince içim yine açılacak muhtemelen.

İçim yine kıpır kıpır olacak.

Ağrı yine orada duracak.

Ama ben artık kendime şunu söylemeyi biliyorum:

“Ben de buradayım.”

“Ben de dönüyorum.”

“Ben kendi sevdiğim şeylerle ilgileniyorum.”

Ve belki de gerçek ferahlık, tam burada başlıyor:

Birinin gelişiyle nefes almak…

ama nefesi, kendi ciğerinde tutabilmek.

Bu benim dördüncü yazım.

Bugün bekledim.

Bugün özledim.

Bugün sevindim.

Ve en önemlisi:

Bugün, beklerken bile kendimi seçtim.


Bir Cevap Yazın

İç Hava Raporu sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin